![]() |
||||||||||||||
|
|
|
|
|
|||||||||||
|
|
<% set baglantimiz=server.createobject("adodb.connection") baglantimiz.open "Driver=Microsoft Access Driver (*.mdb);DBQ="&server.Mappath("haberler/vt.mdb") set kaydet=server.createobject("adodb.recordset") kaydet.open "tablo1",baglantimiz,1,3 while not kaydet.eof %> <%w=w+1%> <% kaydet.movenext %> <%wend%> <%e=w-5%> <% kaydet.close set kaydet=nothing baglantimiz.close set baglantimiz=nothing %> YAĞLIDERE’DE DÜĞÜN Evlenme adetleri yöremizdeki köyler arasında ufak tefek farklılıklar göstermekle beraber, hepsini bir arada incelemek mümkündür. Delikanlıyı evine daha bağlı hale getirmek,akrabalıkla gücünü artırmak,soyu devam ettirmek ve sülaleleri genişletmek amacıyla aileler çocuklarını evlendirmeye karar verirler. Evlilikler önceleri 15-16 yaşlarında yapılırken günümüzde,22-23 yaş,yani askerlik sonrası yapılmaktadır. Evlenme usulü olarak “Görücü usulü” eskiden olduğu gibi şimdi de yaygın bir “kız isteme” şeklidir.Evlenecek kız ile erkeğin anlaşması suretiyle de evlilikler yapılmaktadır.Zaman zaman kız ile erkek aileleri anlaşamadığı için veya öyle tahmin edildiği için,gençlerimiz işi kolay yoldan,yani “kaçma” suretiyle hallederek evlilik yapmaktadır. Akraba evliliği hala en yaygın evliliktir. Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi eskiden “başlık parası” alma usulü vardı ve parayı alan baba bunu,kızına çeyiz almak için kullanırdı.Günümüzde başlık parası tamamen ortadan kalkmış,bunun yerini kız istenip söz kesilirken,belli bir miktar ziynet eşyası (Altın) isteme adeti almıştır.Düğünden önce,istenilen miktarda altının,gelin olacak kıza takılması gereklidir.Ayrıca düğünde de gelin kıza bilezik,altın,kordon,küpe ve yüzük gibi ziynet eşyası takma usulü yaygındır.Fakir olsun,zengin olsun bu usul uygulanır.Yeni evlilerin eşyaları karşılıklı olarak müştereken alınmaktadır. Çevremizde “iki evlilik” usulüne az da olsa rastlanmaktadır.Yani koca,resmi nikahlı eş dışında başka bir kadınla imam nikahı ile evlenmektedir.İkinci kadına birincinin kuması denir. Kocanın otoritesine göre kadınlar aynı evde oturabilir.İki evlilik daha fazla yüksek kesimlerdeki köylerde ve yurt dışında çalışanlarda görülmektedir. KIZ GÖRME-SÖZ KESME Yöremizde evlenme çağına (16-22 yaş) gelen delikanlı için kız aramaya çıkılır.Her ailenin kendine has ölçüleri vardır ve bu ölçülere uyan aile kızları tespit edilir veya delikanlı, hoşuna giden bir kızı istemeleri için ailesine bildirir.Aile büyükleri isteyecekleri kızı tespit ettikten sonra bir gün öncesinden kız ailesine, ziyarete gelmek istediklerinin bildirirler.Teklif kabul edilirse, ertesi gün akşamdan sonra ziyaret yapılır.Buna “görücü gitmesi” denir.O gece gelin adayı misafirlere bizzat kendisi hizmet eder.Misafirlerin yanında oturur ve görücü gidenler tarafından konuşmaya mecbur edilerek bütün davranışları tetkik edilir.Aile büyükleri arasında sohbetler yapılır.Görücü gidenler kızı beğenirlerse , kızın akrabalarından birine, kızı beğendiklerini ve istemeye niyetli olduklarını söylerler ve bunun kız ailesine söylenmesini talep ederler.Kız akrabası, kızın ailesine durumu anlatır ve aldığı cevaba göre erkek ailesini haberdar eder.Cevap olumluysa kız istenmeye gidilir.Cevap olumsuzsa değişik mazeretlerle durum izah edilir. Kız istemek için erkeğin babası, amcası veya çevrede hatırı sayılan birkaç kişi akşamdan kız evine giderler.Bu durum daha önceden kız ailesine bildirilir.Bir nevi kız istemek için randevu talep edilir.Erkeğin aile büyüklerinden birisi kız babasından veya aile büyüklerinden Allah’ın emri ile kızı ister.Nadiren de olsa ( çünkü kız verilmeyecekse erkek ailesine istemeye gelmemeleri mazeret sürülerek iletilir.Yani istemeye gelmek kızın bir anlamda verilmesi demektir ) bazı aileler kızının küçük olduğu gibi bahanelerle kibarca olumsuz cevap verirler.Ama genelde kız resmen istenmeye gidildiğinde sonuç bellidir.Kimi aile “hop demeden hoplanmaz” gibi deyimler kullanır.Yani kendini naza çeker.Kimi aile ise bira düşünmeleri gerektiğini söyler ki bu,reddetmek değildir.Kimi aile ise “kısmetse olur” der ki bu da olumlu bir cevaptır. Bu safhadan sonra kız ailesinin uygun göreceği bir akşam söz kesmeye gidilir.Söz kesmeden önce kız tarafı neler istediğini, erkek tarafı neler yapabileceğini belirtir.Yapılacak ziynet eşya,mobilya,kızın evden çıkma-eve girme,dere-geçme bağışı, güveği asma eğlencesi, kızın yakın akrabalarına çıkacak yolluk (ayakkabı, giyecek eşyası) miktarı kararlaştırılır.Eğer kız ile erkek ayrı köylerden ise kızın köyü için verilecek koç bağışı (şişlik) konuşulur.Düğün tarihi yaklaşık olarak tespit edilir ve anlaşma sağlanınca çay,şerbet gibi ikramlar yapılır.Kızın nüfus kağıdı süslenip kırmızı kurdele ile bağlanarak erkek tarafına verilir.Nüfus kağıdını alan kişi,kimliği getirene bir miktar bahşiş verir.Böylece ilk akrabalık temeli atılır. NİŞAN Kız ve erkek tarafı tespit ettikleri bir günde nişan yapmak üzere hazırlık yaparlar. Erkek tarafı maddi imkanların izin verdiği ölçüde kızın giyeceğini ve takacağı yüzük-bilezik-küpe-saat gibi şeyleri alır.Misafirlere ikram için şerbet, pasta,bisküvi,tatlı ve limonata gibi şeyler hazırlanır.Her iki tarafın yakınları nişan için belirlenen bir yerde toplanarak çalgı eşliğinde eğlenirler. Erkek tarafından bir kişi ziynet eşyası takılması için nişanlıları ortaya çıkarır ve akrabalarını takı takmaya davet eder. Nişan ve düğün arasında dini bayram olursa,erkek ailesi kıza ve ailesine hediyeler götürür. Önceleri düğüne kadar kız ve erkeğin birbiriyle gezmesi ve konuşması yadırganırken şimdilerde durun değişmiştir.Hatta erkek, kız evine yatı misafiri olabilir,birbirlerine imeceye gidip gelebilirler. DÜĞÜN Düğün; tarafların mali imkanları veya soy asaletleri nispetinde şaşaalı veya mütevazi geçer.Düğünde davul-zurna, kemençe ve saz çalınır Eskiden erkek evi tavuk, kız evi ise baklava göndererek birbirini düğüne çağırırdı. Düğüne davet için her mahalleye ikişer çocuk gönderilir. “Falancının selamı var.Düğüne buyurun” diyerek, kapı kapı gezer halkı düğüne davet ederlerdi.Çağrılan aileler; çocuklara fındık, yumurta, para gibi bahşişler verirlerdi.Şimdi ise; düğün için davetiye bastırılıp düğünden 10-15 gün önce dost ve akrabalara gönderilir.Eskiden düğünler genellikle Salı günü başlar ve o gün öğleyin erkek evi; komşularıyla beraber kız evine “sini” denilen grup ile yemek ve yakacak götürür; yemek yenir,çay içilir ve sohbet edildikten sonra evlerine dönerlerdi.Salı akşamı kızın arkadaşları kız evinde,erkeğin arkadaşları erkek evinde toplanıp eğlenirdi.Bu geceye “komşu gecesi” denirdi. GÜVEĞİ ASMA-KINA GECESİ Kına gecesi yapılan gece; gelinin ağabeyi, kardeşi, yakın akraba ve komşu gençler 8-10 kişilik bir grup olarak damat evine gider.Yemek ve her türlü masraf damat tarafınca karşılanır.Damat evine giden gruba, damat evinden birkaç genç katılır.Birlikte yemekler yenilir ve eğlenilir.Bir iki saat sonra diğer odada olan damat çağrılır.Bir uslu (aklı başında, sözü dinlenir ve orta yaşlı kişi) ile geri alınmak üzere misafirlere emanet edilir.Evin ocak ateşi yakılarak, damat başına oturtulur.Damadın iki yanı duvar, bir yanı ateş, diğer yanı da misafirlerle çevrilmiştir.Ateş yandıkça damat iyice kızarır, terler ve bırakılması için misafirlere yalvarır.Yalvardıkça ateş artırılır. Damadın bu haline kahkahalarla gülünür ve bahşiş alınarak serbest bırakılır.Damat masaya alınır ve eğlenceye devam edilir.Gece yarısı herkes evine gider. Bazen damat ateş yerine, “aşana” denilen yerin tavanında asılı,yayık ipine ayağından bağlanır.Ayakları bağlı halde yavaş yavaş yükseltilir ve kurtarma bedeli istenir.Damadın yakınlarından birisi duruma göre masaya çeşitli yiyecekler, horoz veya bedelini getirerek damadı kurtarır.Birlikte sohbet edilerek eğlence biter. Çarşamba gecesi her iki tarafın yakınları ve davetlileri toplanır.Toplananlar 8-10 kişilik gruplar halinde “konak” adıyla kız evine gider.Kız evi bu grupları “meymar” denilen düğün amiri ile karşılar.Kısa bir oyundan sonra konaklar komşu evlere yerleştirilir. Gelin alınıncaya kadar konaklar kaldıkları evlerde eğlenirler. Çarşambayı perşembeye bağlayan gece erkek evi topluca kız evine kına yakmaya gider.Kız evi, erkek evini horon oynatarak karşılar ve beraberce eğlenirler.Gelinin eline kına yakılıp, kına sinisine para ve çeşitli hediyeler bırakılır.Bu geceye kına gecesi denir.Gelin kına türküsü söylenerek ağlatılır.Kına sinisine konulan üç mumdan birisi kaynananın, birisi gelinin, diğeri de damadındır.Bu mumlardan hangisi önce sönerse, onun önce öleceğine inanılır.Buradaki eğlenceden sonra erkek evi topluca gelin evinden ayrılır. KINA TÜRKÜSÜ Çevirdim eteğimi anam soktum belime, Ayrılık yollarını anam aldım elime, Eyvah eyvah ben anamdan ayrıldım, Hem anamdan hem babamdan ayrıldım. Sazak yere ev yapma anam o batar gider, Uzak yere kız verme o yiter gider, Eyvah eyvah ben anamdan ayrıldım, Hem anamdan hem babamdan ayrıldım. Babamın bacası kabaca tüter, Bir lokma ekmeği o bana yeter, Eyvah eyvah ben anamdan ayrıldım, Hem anamdan hem babamdan ayrıldım. Babamın ekmeği bal ile şeker, Bir lokma olsa da o bile yeter, Eyvah eyvah ben anamdan ayrıldım, Hem anamdan hem babamdan ayrıldım. Çakarmana çıra koydum yandı yanmadı, Ben babama mektup saldım haber gelmedi, Kardeş küçüktü anam halden bilmedi, Eyvah eyvah ben anamdan ayrıldım, Hem anamdan hem babamdan ayrıldım. Perşembe günü gelin alma günüdür.genellikle damat evi, öğleden sonra kalabalık bir grup halinde, davul-zurna veya kemençe ile gelin evine gider.Bu topluluğa “gelin alayı” veya “gelinçi” denir.Kız evinde kısa bir eğlence yapılıp oyun oynanır ve bu arada gelin anası, babası ve yakınlarıyla helalleşir, ısmarlaşır. Eşyaları alınır.Kapıda dua yapıldıktan sonra gelinin kardeşi, yengesi ve birkaç yakınıyla beraber gelin, erkek evine götürülürdü.Taşıtların ve yolların artmasıyla bu adet kalkmıştır. Gelin alayından bazı kişiler, gelin evinden bardak, çatal ve kaşık gibi bazı eşyaları habersizce alırlar.Evden ayrılırken aldıkları şeyleri çalgı gibi çalmaya başlarlar.Böyle yaparak, gelinin aklının baba evinde kalmayacağı, koca evine ısınacağına inanılır. Gelin, damat evinin kapısına gelince kaynana, yüksekçe bir yerden gelinin başına şeker, fındık ve para karışımını saçar.Sebebi; o evde tatlılık, bolluk ve bereket olsun diyedir. Geline evin eşiğinde iplik kopartılıp, bardak kırdırılır ve içeri alınır.Gelinin beraberinde gelen çeyizi yeni evine yerleştirilir.Akşam olunca damat, arkadaşları ve iki saldıcı ile eve getirilip imam nikahı yapıldıktan sonra gerdeğe girer. Bazı ailelerde gerdek gecesinin neticesi; damat tarafından silah atılmak suretiyle, gece yarısı köye duyurulur, silah atılmamışsa bir problem var diye düşünülür. Cuma sabahı gelinle gelen kadın, gelinin odasına girer ve neticeyi yakınlarına bildirir. Cuma günü erkek evinde “duvak düğünü” yapılır.Bu düğüne sadece kadınlar katılıp eğlenirler.Üç gün sonra gelin ve damadın yakınları,gelini;ailesi ve yakınlarıyla görüştürmek ve yumurta yemek için kız evine giderler. Damat kaynana evine gediği zaman, aile büyüklerinin elini öptükten sonra oturmaz. Damadın oturması için gelinin ailesi bahşiş verir.Yemekten önce ağzı kapalı kapta pişmiş yumurta damadın masasına konur.Damat veya yakınlarından birisi,bahşiş vererek kapağı açar ve yemeğe başlanmış olur.Bu sırada damadın ayakkabısını, kızın ailesinden birisi saklar ve damat evden ayrılırken bahşiş alıncaya kadar ayakkabısını vermez. Günümüzde eski düğün adetlerinin bir kısmı bırakılmıştır.Genelde düğünler, Cuma günü başlar ve Pazar günü salon düğünü yapılarak sona erer. İlçemizde yıllardır devam eden düğün geleneği nüfusun dışa açılmasıyla bazı değişikliklere uğramıştır. Bizim aktarmaya çalıştığımız düğün adetlerinin çoğu gelişmekle birlikte,özünü kaybetmemiş, ancak halk dili ile “asri düğün” denilen salon düğününe neredeyse tamamıyla geçiş olmuştur. ÇEVREMİZDE MİSAFİR AĞIRLAMA Millet olarak misafir severliğimiz en belirgin özelliklerimizden biridir.Bu özellik; şehirlerin en lüks kesimlerinden, gecekondu mahallelerine ve kırsal kesimlere kadar, eskiden olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir. Misafir ağırlama; gelenlerin kalma sürelerine, haberli veya habersiz gelme durumlarına göre bazı farklılıklar gösterebilir.Yöremiz geleneklerine göre misafir ister haberli,ister habersiz gelsin önemli değildir.Her aile misafiri içtenlikle karşılar.Misafir geleceği önceden biliniyorsa ve misafir yatıya geliyorsa, ailenin ekonomik durumu ne olursa olsun evde hummalı bir çalışma başlar. Misafir geldiğinde ailenin bütün fertlerince ayakta, güler yüzle karşılanır.Hal hatır sorulduktan sonra rahat edeceği en iyi yer kendisine gösterilir.Misafiri ağırlayan aile neyi varsa konuğuna sunmaktan çekinmez.Hazırlanan yemekler yenilir.Yemeğin üzerine çay,kahve içilir.Yöre ürünlerinden fındık,ceviz gibi çerezlerle elma, armut gibi meyveler yenilir.Evin en temiz, en rahat yatağı misafire tahsis edilir. Misafirlik; aile ziyareti şeklinde, yani kısa süreli ise, duruma göre yemek, çay, kahve, çerez ve meyve ikram edilir.Habersiz olarak, tanrı misafiri denilen türde misafir gelmişse “misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” deyimi gereği davranılır.Hazır yemek yoksa, hazırlanması kolay, kahvaltı türü yemeklerle ikram yapılır. Hiç tanımadığımız, beklenmeyen, kapıyı çalıp gelen misafirler de reddedilmez, içeriye alınır.Ev sahibi tarafından karınca-kararınca, tanrı misafiri olarak ağırlanır; kim ve nereli olduğu, nereden gelip nereye gittiği ve kimi aradığı sorulur, yardımcı olunmaya çalışılır. Yöremiz misafir adetiyle ilgili bir hususu daha aktaralım: Bazı ailelerde “mart bozumu” olarak adlandırılan bir inanç söz konusudur.Bu inanca sahip aileler her yıl 14 Mart sabahı erken kalkar. O gün daha önceden tanıdıkları dışında, eve misafir kabul etmezler.Kabul edilen de besmele ile sağ ayağını içeri atar ve “yeni yılınız hayırlı olsun Mart’ınızı bozuyorum” der. Mart’ı bozulan aile artık başka misafirleri de kabul etmekten çekinmez.Mart bozumu inanışının gerisinde, yılın ilk günü hayırlı bir misafir eve gelirse,o yılın uğurlu geleceğine dair bir inanç vardır. SÜNNET ADETLERİ Eskiden doktor olmadığından kendilerini bu alanda yetiştirmiş kişiler ellerinde çantaları ile köy köy gezerek, erkek çocukları sünnet ederlerdi.Mahallede sünnet olacak çocuklar, bir veya birkaç eve toplanır ve sıra ile yataklara yatırılarak sünnet edilirdi. Günümüzde sünnet merasimi; düğün gibi eğlenceli veya mevlit okutmak suretiyle,sağlık elemanlarına yaptırılmaktadır. ASKERE UĞURLAMA Askerlik şubesinin, gençlere sülüslerini verip, gidecekleri günü söylemesinden sonra gençler, akrabalarını ve köy ileri gelenlerini dolaşıp, vedalaşır ve helalleşirler.Askere gidecekleri gün, yemekler yenir ve evlerinden davul-zurna ve kemençe eşliğinde silahlar ve havai fişekler atılarak alınırlar.Askere giden genç evinden çıkarken ,arkasından “güle güle git, güle güle gel ” anlamına gelen su dökülür. Askere gidecek gençlerin nerdeyse tamamı ilçe merkezinde toplanır.Yapılan eğlence ve vedalaşmadan sonra, arabalara binilip ilçe içinde konvoylarla tur atılır.Daha sonra gençlerin arabalara binmesiyle uğurlama sona erir. MEVLİT Mevlit okutacak kişi,bir iki gün önceden eş, dost ve akrabasını davet eder.Bir gün boyunca yemek ve tatlılar hazırlanır.Akşam namazı kılındıktan sonra, yemekler yenir ve mevlit okunmaya başlanır.Mevlit okunurken dinleyenlere şerbet ikram edilir. Günümüzde bir kısım mevlitler camide okutulmakta ve dinleyenlere şeker ikram edilmektedir. CENAZE MERASİMİ Bir kimse öldüğü zaman eskiden köyden köye ağızla cenazeye çağırılırdı.Duyan herkes cenazeye gelir, başsağlığı dilerdi.Cenaze evinde ölen kimse, ortaya yatak üzerine yatırılır; üzeri çarşafla, havluyla örtülürdü.Yakınları etrafına toplanarak ağıtlar yakardı.Dışarı da ise; cenazenin yıkanması için kazanlarla su kaynatılır, yıkacak kişi belirlenir ve ölü yıkanırdı.Öğle veya ikindi namazına müteakip cenaze namazı kılınır ve cenaze defnedilirdi. Günümüzde; bir kişi öldüğü zaman, belediye hoparlöründen ilan edilip, cenazenin ne zaman defnedileceği söylenir.Bazen ölen kişinin ilçe dışında akrabası varsa o gelinceye kadar cenaze bekletilir.Ama bu bekleyiş en fazla bir, nadiren de iki günü geçmez. Ölen kişinin evinde, ölüm haberinin alınmasından sonra, yakın akrabalardan birisi veya köyün imamı bir liste alarak cenazenin defni için ne gibi işlemler gerekiyorsa yazar ve maliyetini çıkartır.Ölen kişinin en yakın akrabası bu masrafları ( cenaze yıkama,kabir kazma, hatim indirme ve diğer masraflar) karşılar. Ölümden sonra üç cuma mevlit ve Kur’ an-ı Kerim okutulur, yemek verilir ve bu olay “cumalık” olarak adlandırılır.ölümden bir yıl sonra “senelik” adıyla benzer bir uygulama daha yapılır. Arazi engebeli olduğu için her köyde bir değil, belki her aile için ayrı olmak üzere birden fazla mezarlık vardır. OTÇU GÖÇÜ Tarlada ikinci çapa yapıldıktan sonra,fındık işlerinin başlamasına kadar, yaylada hayvanları otlatmak ve dinlenmek için toplu olarak yaylaya gitme işidir. Tarlada mısırların eski ve yeni otlarını çapaladıktan sonra köy halkı; bir gün belirler, akşamdan hazırlıklar yapar,sabah erkenden belirlenen yerde toplanırdı. Hazırlanan yiyecekler, süslenen; katır,eşek,at gibi hayvanlara yüklenir, yanlarına yöresel çalgılar (kemençe, davul, zurna) alınarak yola çıkılırdı.Yolda yorulunca düşün (dinlenme) edilir; düşünde hazırlanan yiyecekler topluca yenir, tek başına yemek yemek ve sofrada aşırı davranmak ayıp sayılırdı.Gençler çalgılar eşliğinde yöresel oyunlar oynarlarken, silahlar ateşlenirdi.Gece olunca konaklama yerlerinde (Sınır, Ericek, Palcık hanlarında) yatılır, sabah yola devam edilirdi.Yaylaya çıkma bir iki gün sürer, yaylaya yaklaşınca havaya fişekler atılır, yayladakiler otçu göçüne gelenleri karşılardı.Bu olaya yöremizde “otçu göçü” denir. Otçu göçünün gençler için büyük önemi vardı.Bir gün önceden yayladan gelip,ertesi gün otçu göçü ile yaylaya dönen gençleri görmek mümkündü.Otçu göçünden sonra kız istemeler başlar, fındık sonunda da düğünler olurdu.Günümüzde otçu göçü hadisesi, yaylaya yaya olarak gidilmediği için kalkmıştır. EL SANATLARI Yağlıdere’de günümüzde yaşayan el sanatları; örgü,dantel,iğne ve boncuk oyası,kilimcilik,halıcılık ve semerciliktir.Bundan başka yöremizde çeşitli sepetlerde yapılmaktadır.Bunlar;harar,şelek,el sepeti,sivri sepet,gıdık (çötmen) ve taş sepetidir.Yaklaşık yirmi yıl önceleri kaşık,beşik,külek,küfe,yayık,putuna (çam ağacından yapılan ve turşu kurmak için kullanılan kap),hartama (çinko yerine kullanılan çam ağacından mamül örtü) ve silah yapımı çok yaygındı.Ama şimdilerde bir kısmı yok olmaya yüz tutmuş,bir kısmı da tamamen yok olmuştur. Kadınlarımız; kazak,süveter,yelek,hırka,şal,şapka,kaşkol,çorap,eldiven ve lif gibi el örgüsü işlerini büyük bir maharetle yapmaktadırlar. Erkeklere özgü el sanatlarının başında sepet örmeciliği gelir.Fındık toplama ve taşımasında kullanılan sepetler, fındık çubuklarıyla örülür.Bunlar;bel sepeti, şelek ve harar diye üç çeşide ayrılır. Fındık sepetlerinden başka yumurta sepeti (gıdık) ve çeşitli tiplerde çamaşır sepetleri bile yapılır.Hemen tüm köylerimizde sepet örmeciliği yapılmaktadır. Bazı yüksek köylerimizde aile ihtiyacı için ip, dastar ve çul örmeciliği yapılır.Yine yüksekteki orman köylerinde; ağaçtan kaşık, kepçe,beşik,küfe,yayık,putuna ve hartama yapılmaktadır. Hayvanla yük taşıma yerini arabalarla yük taşımaya bıraktığı için, eskisi kadar olmasa da semercilik yapılmaktadır.Yapılan semerler, daha ziyade yolu olmayan evlerin ihtiyaçlarını karşılamada veya bahçe işlerini görmede kullanılan at ve katır gibi hayvanlar için kullanılır. ........................................................................................... ............................................................................................ YAĞLIDERE İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ +90 (0454) 671 23 52-671 25 81-671 44 84 Fax : +90 (0454) 671 25 77 E-posta: yaglıdere28@meb.gov.tr ©2006 Tüm Haklar Yağlıdere İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne aittir. |
|
||||||||||||